Veri Milliyetçiliği Nedir, Neden Önemli?

Çıplak gözlerle göremediğimiz savaşlarla, biz farkında bile olmadan yeni bir tarih yazılıyor. Siber dünyadaki son gelişmelerin odak noktası ise "veri milliyetçiliği" oldu... Peki nedir bu veri milliyetçiliği ve yaşanan siber savaşlar, petrol savaşlarından neden daha önemli? Sizin için araştırdık.

Veri Milliyetçiliği Nedir, Neden Önemli?
Dünyanın en değerli doğal kaynağı “kara altın” olarak bilinen petroldür. Sırf bu yüzden Orta Doğu ve yüksek miktarda petrole sahip diğer bölgelerde neredeyse bir asırdır savaşlar yaşanır. Milyonlarca insan yaşamını yitirir ya da özgürlüğünü kaybeder. Tüm o savaşlara tanık olan nesiller bu cümleleri ezberlemiştir. Savaşlarla bölünen ülkeler, dağılan toplumlar ve yok olan kültürel miraslar nedeniyle insanlık belki de hiç olmadığı kadar zarar görmüştür.

Peki insanlar, toprak olmayan bir yerde nasıl yaşarlar? Bunun için çok da uzağa gitmenize gerek yok. Şu anda vaktinizi ayırdığınız bu metni size ulaştıran internet ve sayesinde yaygınlaşan sosyal medya, oyunlar, uygulamalar… Artık burada yaşıyoruz, bu dünyanın insanlarıyız ve savaş burada da var. Sadece olanı biteni çıplak gözle göremiyoruz.

siber savaş @stephens

Sıradan bir savaşta kazananı kağıt üzerinde belirleyen silahlar, nüfus, asker sayısı gibi etmenledir. Ancak tarihte kağıt üzerinde kazanması garanti olanların bazen kaybettikleri görülmüştür, biliyorsunuz. İnternet savaşlarında ise durum epey farklıdır. Burada kağıt üzerinde kazanan, gerçekte de kazanır, çünkü güçlü tarafın elindeki silahı bizzat güçsüz taraf üretir ve kendi elleriyle, gönüllü olarak güçlü tarafa teslim eder. İşte o silaha da “veri” denir.

Veri Milliyetçiliği nedir? 

the great hack

2017’de “veri” dediğimiz o silahın değeri, uğruna bir asırdır savaşlar yapılan petrolün değerini geçmişti. İnternet sayesinde, geliştirdikleri ürün ve hizmetleri pazarlayan şirketler, veri zenginlikleriyle dünyayı kontrol etmeye başladılar. Şu anki ABD başkanı bile bir teknoloji şirketi olan Facebook sayesinde, yani veriler sayesinde seçimi kazandı. Bu örnek yetmediyse tabloya biraz daha uzaktan bakalım.

Daha önce “küresel köy” tabirini hiç duydunuz mu? Marshall McLuhan tarafından 1950’lerde ortaya atılan bu kavram, teknolojinin dünyayı aslında küçük bir köy haline getirdiğini ifade ediyor. Gerçekten de öyle, değil mi? Şimdi de ülkelerin kendi internetlerini inşa etmeye başladıkları, kendilerini dünyaya kapatmaya yöneldikleri bir dönemdeyiz. Yani bu kez teknoloji mesafeleri ortadan kaldırmak için değil, araya mesafe koymak için kullanılıyor.

veri milliyetçiliği

Rusya, sadece kendi vatandaşlarına açık olacak bir internet ağını test ediyor. İran, yönetim politikaları gereğince “helal internet” dediği bir sisteme geçiş yapmak için çabalıyor. Avustralya, vatandaşlarının sağlık bilgileri yurt dışına sızdırılmasın diye ulusal çapta önlemler alıyor. Vietnam bile yabancı şirketlerden, kendi vatandaşlarına ait tüm bilgilerin ülke içinde depolanmasını talep ediyor. Web üzerindeki kontrolünü artırmak isteyen hükümetler, onu birer birer parçalıyor. Şimdi aynı soruyu tekrar soralım.

Veri milliyetçiliği nedir? Yukarıda söylediklerimizden hareketle veri milliyetçiliği, kendisine ait bilgileri kendi coğrafyasında depolamak isteyen; bunu yaparken o verilerin kendi zararına kullanılmasını engellemek için çalışan, aynı verilerin kendi yararına kullanılması için yöntemler arayan ülkeler için önemli bir kavramdır.

Gördüğünüz gibi her ne kadar adında “millyetçilik” geçse de bu kavramın doğrudan siyasal bir ideolojiyle ilişkisi yok, ancak teknolojinin giderek siyaset ve politika ile iç içe girdiğini kanıtlar nitelikte. Şimdi bu durumu kanıtlayan olaylara yakından bakalım.

Veri Milliyetçiliği 2.0: Küresel düşün, yerel depola

veri merkezi

Birden fazla ülkede faaliyet gösteren şirketlerin benimsedikleri bir politika vardır: Küresel düşün, yerel hareket et. Mesela ABD’li pizza şirketi Dominos, İtalyan mutfağından aldığı pizzayı ticari ürün haline getirir, Türkiye’de ise pizzayı dürüm şeklinde satar. Benzer şeyler teknoloji şirketleri için de geçerlidir. Nitekim teknoloji şirketleri istedikleri için değil, zorunda kaldıkları için yerel hareket ediyorlar.

Hemen bir örnek verelim. Avrupa Birliği'nde son birkaç yılda yürürlüğe giren yasal düzenlemelerle Google, Amazon ve Facebook’u köşeye sıkıştırdı. Baskı sonucunda Avrupa vatandaşların bilgilerini Avrupa’da depolamaya razı geldiler. Bundan önce ne yapılıyordu peki? Avrupalıların verileri ABD’de depolanıyordu.

Peki ya Türkiye’de yaşayan birinin bilgileri ABD’de depolanırsa ne olur?

akıllı telefon kullanıcısı

Türkiye’de yaşayan bir Türk vatandaşının verileri eğer ABD’de depolandığı yerden çalınır ve ona zarar vermek için kullanıldı diyelim. O Türk vatandaşı hangi mahkemeye gidebilir? Hukulsal düzenlemelerle artık bu tarz mağduriyetler daha hızlı aşılıyor. Ancak ortada başka sıkıntı da var: Ya o vatandaşın verilerini çalan ve zarar vermek için kullananlar devletlerin ta kendisiyse?

Cem Yılmaz’ın mangal yaparken CIA tarafından gözetlenip vurulan dayı tiplemesi elbette komikti. Ancak anladık ki artık takip ediliyoruz. Üstelik takip edilmemizi sağlayan ayak izlerimizi, peşimizdekiler rahatlıkla görsün diye bastıra bastıra yürüyoruz. Bunun karşılığında ise ücretsiz hizmetler kullandığımızı düşünüyor, bedelini çok ağır ödüyoruz.

edward snowden

Eski bir CIA çalışanı olan ve istihbarat ağlarıyla insanların nasıl izlendiklerini ortay koyan Edward Snowden “Kim olduğunuzun bir önemi yok, hayatınızın her gününü gözlemlenmeye hazır bir veri tabanında geçiriyorsunuz.” demişti. Yani aslında mesele birilerinin bizi sürekli izlemesi değildi. Birilerinin bizi istedikleri zaman izleyip, hakkımızda öğrendikleriyle istediklerini yaptırabilme gücüne kavuşmasıydı.

Sadece insanların Facebook’taki bilgilerini analiz ederek Trump’a ABD başkanlığını kazandıran Cambridge Analytica, bunu neredeyse 20 farklı ülkede tekrarlamıştı (Öneri: The Great Hack belgeseli). Seçimler için destek oldukları bütün adaylar, kendi ülkelerinde zafere ulaştılar. Tüm bunlar sadece verilerle yapıldı. Yani bir bakıma o veriler, kendi ülkemizin yönetimini belirleme gücünü bile yabancı şirketlerin ya da devletlerin ellerine veriyor.

Veri Milliyetçiliği 3.0: Aslında verinin nerede olduğunun bir önemi yok, önemli olan onu nasıl kullandığınız

yapay zeka

Veri milliyetçiliğine ilişkin en yeni görüş ise bambaşka bir tartışmayı gündeme getirdi. Şu anda veri zenginliği açısından zirvede olan ABD, veri milliyetçiliğinin yaygınlaşmasıyla zarara uğrayacağının farkında. Bu nedenle verileri nerede depoladığımız değil, onları nasıl kullandığımızın önemli olduğunu söyleyenler de var.

Bu yeni tartışmalar, aslında bakacak olursanız Rusya, İran ve Türkiye gibi veri milliyetçiliği süreçlerini başlatan ülkelerde kabul görecek cinsten değil. Verilerde yerelleşmeye gidilmesinin, bütün sektöre zarar vereceği endişesi, ancak o sektördek en karlı oyuncuları endişelendiriyor.

Verileri tek bir merkezde değil de yerel olarak depolamak, maliyetleri de yükseltiyor. Bu görüşü savunanlara göre farklı depolama merkezleri açmak için harcanan parayla veri bilimi alanına yatırım yapılabilir. Yeni veri bilimciler yetiştirilebilir, sıradan vatandaşların veri okuryazarlık seviyeleri artırılabilir.

Sonuç: Yazıldığını göremediğimiz bir tarihi kabullenebilir miyiz?

veri milliyetçiliği

İnsanları bir şeylere ikna etmek, onların anlamalarını sağlamak için anlatmak değil göstermek önemlidir. Elbette gösterildiği kadar, insanların da tüm manzarayı görebilmeleri gerekir. Ne yazık ki büyük çoğunluğumuz ne internetteki savaştan ne de verilerin dünyayı nasıl şekillendirdiğinden habersiz durumdayız. Halbuki sadece ticaret değil, bütün hayatımız verilerle değişiyor.

Sıradan tüketiciler olarak verilerin hayatımıza nasıl etki ettiklerini, bir ürün ya da hizmeti kullanınca anlayabiliyoruz. Biz anlamaya çalışırken yaptığımız her hareket, örneğin attığımız bir tweet ya da Instagram hikayesi üretiyoruz. Yani tüketirken üretiyoruz. Ürettiğimiz her şey de şirketler için ticari değer, diğer ülkeler için de diplomatik değer taşıyor.

Göremediğimiz bir yeri gelecek nesillere nasıl anlatacağız? Bu sorular, bugün hayatta olan herkesi yakından ilgilendiriyor ve gelecek nesilleri de ilgilendirmeye devam edecek gibi görünüyor. Petrolün bir kez kullanılan bir kaynak olmasına rağmen nelere yol açtığını hepimiz gördük. Veriler ise kötüye kullanıldıklarında insanlar, toplumlar ve ülkeler için kağıt kesiği gibidir. Siz fark yarayı fark edene dek defalarca kez kesilmiş olabilirsiniz. O halde çıplak gözlerle göremediğimiz bir dünyada yaşananları anlamak için daha neyi bekliyoruz?

What's Your Reaction?

like
0
dislike
0
love
0
funny
0
angry
0
sad
0
wow
0